Antik Yunan mutfağı, Mısır mutfağının mirasını devraldığı söylenmektedir. Mısır ile ticari ilişkileri sonucu, mayayla kabartılmış ekmek pişirme tekniğini kendi topraklarına taşımışlardır. Helenistik çağda 80 çeşit ekmeğin yapılıp satıldığı belirtilmektedir. Tavuk ise Antik Yunan’a MÖ 520 yılında İran’dan gelmiştir. Zaman içerisinde kültürler ve mutfaklar öyle birbirine karışmış ki hangi yemeğin kime ait olduğunu tartışmak yersiz olsa gerek, biz lezzetlerine bakalım😊.
Atina’nın simgesi Akropolis Atina’da gezilecek yerlerin tabii ki ilk sırasında yer alıyor, belki de sırf bunun için buradasınızdır. Şehrin neresinde olursanız olun heybeti ile gözünüze çarpacak Akropolis’in, Yunanca’da (ακρου-en yüksek πολισ-şehir) yukarı şehir anlamına gelmesine de şaşırmamak lazım. Şehirde yüksek binaların olmamasının nedeni de Akropolis’in görünüşünü engellememek içindir. Unesco Dünya Mirası Alanı olan Atina Akropolisi, 150 metre tepeden bakarak günümüzde de şehre hakim olmaya devam ediyor…
Atina ulaşım açısından yurtdışındaki en kolay şehirden biri olsa gerek. İstanbul’dan Atina’ya THY, Aegean ve Pegasus hava yollarının her gün direkt uçuşu var. Bunlardan Pegasus havayolları Sabiha Gökçen’den THY ve Aegean ise İstanbul Havaala’nından seferlerini yapmaktadır. Ayrıca İzmir’den de THY ve Aegean hava yollarının haftanın belirli günlerinde direkt uçuş seferleri var. Web sayfalarına üye olarak indirimlerini takip edebilirsiniz…
Yaklaşık 4 milyonluk nüfusu ile Atina, Avrupa Birliği ülkeleri arasında en kalabalık 4. başkenttir. Diğer Avrupa başkentlerine göre belki de bize en yakın hissedeceğiniz şehirdir. Kültür olarak bu kadar iç içe geçmiş, yıllarca bir arada yaşamış milletler olarak yabancılık çekmememiz tabii ki normal. Özellikle belirtmek isteriz ki tarih kitaplarında okutulan düşmanlık kitaplarda ve geçmişte kalmış, halk arasında bunun yaygın olmadığını, gittiğiniz birçok yerde kardeş diye karşılanacağınızdan emin olabilirsiniz. O yüzden Atina’ya hatta Yunanistan’a ön yargılarınızı evde bırakarak gelin deriz. Ha, cins birine hiç mi denk gelinmiyor o da şansınıza 😊.
Selanik’e ilk kez turla 19 yıl önce gelmiş ve bir gece kalmıştık. Geriye dönüp baktığımızda ne kadar da verimsiz üstün körü bir gezi olduğunu anlıyoruz. Selanik, din ve kültürlerin buluştuğu derin tarihi kadar görselliği ve enerjisi ile de kendine çeken bir şehir…
Atina’da kaldığımız bu dönemde, Yunanistan’ın bağımsızlık günü tatilini fırsat bilip daha detaylı bir gezi yapmayı planladık. Ata’mızın doğduğu toprakları tanımak, doğduğu evi ziyaret etmek için bundan güzel fırsat olamazdı. Selanik’in dillere destan lezzetlerini denemeden dönmek ise olmazsa olmazdı. Onur’un Yunan iş arkadaşları özellikle yeme-içme yerleri hakkında oldukça detaylı bilgiler verdi. Selanik gezilecek yerler listesi zaten hemen hemen her yerde aynı. Biz de kendimize göre bir plan yaptık.
Akropolis’ten sonra, Delphi (Delfi) Yunanistan’ın en popüler ikinci arkeolojik alanıdır. Yunanistan’da antik kentleri gezerken hem eski yaşamlara dokunuyor hem de zengin tarihini keşfediyorsunuz. Ama üst üste gezince her şeyin birbirine karıştığını ve beyninizin uyuştuğunu hissedebilirsiniz 🙂 Eğer kısa sürede antik kentlerin hepsini birden gezmeyi planlıyorsanız; seçici olmanızı ve Delphi’yi de ilk 3’e almanızı tavsiye ederiz. Neden mi?
Playa Del Carmen’den Tulumsadece 65 km ama yola çıktıktan sonra başlayan yağmur yüzünden bir benzinlikte dinmesini bekliyoruz ve bir saatten daha uzun sürede varıyoruz. Önce sahilde kalacak yer bakıyoruz ama fiyatlar yüksek ve bungalov tarzı çadırlar o kadar çekici gelmiyor. Sahil kısmında kalınacak epey egzotik oteller yapmışlar. İOverlander uygulamasında yazanların tavsiye ettiği bir otele gidip yerleşiyoruz. Pejman’ın aramıza katılmasıyla tekrar 5 kişi olduk. Meksika’dan ayrılmadan önceki son iki gecemizi hep birlikte burada geçireceğiz.
Merida’da geçirdiğimiz keyifli dört günün ardından yola çıktığımızda Playa del Carmen hiç aklımızda yoktu. Hedefimiz dillere destan Holbox Adası. Pejman bizden bir gün önce ayrıldı ve Cancun’a arkadaşının yanına gitti. Selin ve Serkan da Chichen Itza’yı gezip Cancun’a devam edecekler. Hepimiz tekrar Belize’ye geçmeden önce Tulum’da buluşacağız.
Campeche’den sonunda ıslanmadan vardığımız Merida şehri bizi sürprizle karşılıyor. Kalmayı düşündüğümüz otelin biraz merkezden uzak olduğunu görünce vazgeçip şehre doğru yöneliyoruz. Ama ne trafik var ve bazı yolların trafiğe kapatılmış olduğunu fark ediyoruz. Alternatif bulduğumuz ikinci otele gitmek isterken polis durduruyor, yol kapalı. Otelin iki adım ötede olduğunu anlatmaya çalışsak da polis kesinlikle sokağa dönmemize izin vermiyor. Başka yol da yok! Mecburen bu oteli de pas geçiyoruz ilk bulduğumuza mı gitsek derken sağda bir otel dikkatimizi çekiyor. Otoparkı da var, otel dışarıdan düzgün duruyor. Fiyat sormak ve odalarına bakmak için giriyoruz. Otel umduğumuzdan çok daha iyi çıkıyor fiyatta da indirim yapıyorlar hiç tereddütsüz kabul ediyoruz. Bundan iyisi can sağlığı.
Palenque’den çantalarımızı basan karıncaları temizleyip hedefimizdeki Campeche şehrine doğru yola çıkıyoruz. Bugün yolda 98. günümüz, keyfimiz yerinde. Hava sıcak ve rutubetli, öğlen saatlerinde duran trafiğe takılıyoruz. Öne kadar ilerlediğimizde köprü çalışması yüzünden trafiğin kapandığını öğreniyoruz. Bir tırın gölgesine çektik motorları. Gelen geçen ile sohbet, ikramlar ve fotoğraf derken yol açılıyor ve kara bulutlara doğru devam ediyoruz. Yağmurun şiddetlendiği 1-2 yerde durup yavaşlamasını beklesek de bugün yağmurun pek dinmeye niyeti yok gibi…
10 Ekim sabahı Pejman ile beraber Palenque Antik şehrine doğru San Cristobal‘dan yola çıktık. Kötü yol şartlarını ve Meksika Büyükelçiliği’mizin Zapatista’ların hakimiyetindeki bu bölge için yaptığı “çok dikkatli olun” uyarılarını da kulağımıza küpe ediyoruz. Dağlık yol çok virajlı, yer yer toprak kaymaları, kötü asfalt kalitesi, kamyon trafiği ve hız keserler ile zorlayıcı bir etap ama sorunsuz bir şekilde hedefimizde olan Agua AzulŞelaleleri‘ne daha sonra da Palenque’ye vardık.
Türkiye’nin Turizm Simgelerinden: Pamukkale Travertenleri
Olimpos-Çıralı‘da geçirdiğimiz keyifli iki günden sonra yönümüzü hava durumuna göre belirledik. Antep’e doğru mu devam etsek derken kendimizi Pamukkale‘nin büyülü beyazında bulduk. Ayfer, görmediği için zaten gitmek istiyorduk. Onur da seneler sonra tekrar görecekti. Şifalı suları ve kartpostalları süsleyen sıra dışı bembeyaz görselliği ile hafızalarımıza kazınmış Pamukkale’yi tabii ki çok merak ediyorduk. Şifa, doğa ve tarihin buluştuğu Hierapolis Antik Kenti ve Pamukkale, 1988 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası olarak koruma altına alınmıştır.
Oaxaca’dan, San Cristobal de las Casas’a bir günde gitmemizin zor olacağını düşünerek yolumuzun üzerinde bulunan Tehuantepec kasabasında mola vermeyi planlayarak Pejman’la birlikte yola çıktık. Bazen yağmurlu bazen bunaltıcı sıcakta yolumuza devam edip akşam üzeri Tehuantepec’e ulaştık. Burayı arada kalacak alternatif olmadığından seçtik, yoksa kasabanın bir özelliği yok. Hatta akşam kasabanın içinde yemek yiyecek bir yer bile bulamadık. Oldukça salaş bir yer olmasına rağmen her yerde ayakkabı mağazalarının olması oldukça dikkat çekiciydi 😊. Ertesi günü Tuxtla şehri civarında yakalandığımız yağmur dışında çok keyifli bir yolculuk sonrası ilk hedefimiz olan Sumidero Kanyonuna ulaştık. Kanyon gezisi sonrası gece yağmurla beraber San Cristobal de Las Casas şehrine vardık.
3 Ekim sabahı Puebla’dan ayrılıp Oaxaca’ya doğru yola çıktık. Meksika’nın en çok övülen kolonyal şehirlerinden biri olan Oaxaca’ya varmak için sabırsızlanıyoruz. Yaklaşık 350 km ve 4,5 saatlik yolumuz var. Yolun başlarındaki dağ geçişi hem manzaralar hem de yolun kalitesi sayesinde motosiklet sürmek için çok keyifli. Kaymak gibi dağ yolu yapmışlar. Arada otobandan çıkıp küçük köylerden geçiyoruz. Yol yapım çalışmaları olsa da fazla zaman kaybetmiyoruz. Puebla ile Oaxaca arası otobana 120 peso ödeme yapmışız.