• Şangay, Çin
  • Machu Picchu, Peru
  • Atlanta,Georgia, ABD
  • Toronto, Kanada
  • Arctic Circle, Alaska
  • Crater Lake, Oregon
  • CA-1 Highway

2015 Natchez Trace Parkway

Natchez Trace Parkway1

Natchez Trace Parkway

Doğanın içinde tarihe yolculuk: Natchez Trace Parkway

Eylül ayının ilk haftasında olan bir günlük resmi tatile, bir gün de izin alıp hafta sonu ile birleştirince motosiklet ile nereye gidebiliriz diye düşünmeye başladık. Blue Ridge Parkway’in tamamlayamadığımız bölümü ilk sıradaydı ancak hava durumu raporları şiddetli yağmur gösteriyordu.  Geçen sene gözümüze takılan 444 mil (715km) uzunluğundaki Natchez Trace Parkway‘de ise yer yer yağmur olasılığı vardı. Son dakikaya kadar hava durumunda fazla bir değişiklik olmayınca fırsatı değerlendirip Natchez Trace Parkway’e gitmeye karar verdik.  Parkway’in bitiş noktası da Nashville şehrine çok yakın olunca müzik şehrini de görme fırsatımız olur diye hazırlığımızı yaparak yola çıktık. Rotamızı ise ilk gün Atlanta – Natchez şehri arası yaklaşık 500 mil (800km), Natchez Trace Parkway (2 gün) ve son gün Nashville – Atlanta 250 mil (400 km) olarak şekillendirdik.

Natchez Trace Parkway, Natchez şehrinden başlayıp Nashville’e yakın Franklin’de biten eski patika yolun anısına yapılmış doğanın içinde bir otoyol. 1930’larda otoyol fikri gelişiyor ancak bütçe vs. gibi kaynak sorunlarından dolayı yolun tamamı 2005 yılında hizmete açılabilmiş. Yol boyunca ticari araçlara trafik yasak olduğundan kamyon, tır, otobüs gibi ticari araçları yolda görmüyorsunuz. Ayrıca hız sınırı 50 mil (80 km). Böyle olunca yol  boyunca bol bol bisiklet ve motosiklet ile karşılaştık. Bisiklet ile uzun yola çıkanlara karşı bir daha saygıyla eğiliyoruz. Bize motosikletle zor olmuyor mu diyenlere aynı yolu bisiklet ile gidenler var diyerek cevap veriyoruz.

Natchez Trace Parkway2

bisikletçiler

Orijinal patikanın tarihine gelince; özellikle 1800’lü yıllarda bu patika yol, ticari amaçlar için kullanılmış. Mississippi nehri ile Natchez’e Orta ABD’den ulaşan ticari eşyalar bu yol sayesinde Nashville tarafına taşınıyormuş. Ayrıca Mississippi nehrinde ulaşımı sağlayan teknelerde çalışanların çoğunluğu Nashville ve civarında yaşıyorlarmış. Bu patika yolu kullanarak evlerine dönüyor veya çalışmaya gidiyorlarmış.  Bu gemicilere ise “Kaintucks” deniliyor. Yeni yerleşimciler, Kızıldereliler de patika yolu kullanmışlar. Yürüyerek yapılan seyahat yaklaşık 35 gün kadar sürüyormuş, at ile ise 5-6 günde gidilebiliyormuş.

Natchez Trace Parkway3

Ara sıra asfaltı terk ettik

Otoyolun birçok noktasından eski patika yola geçişler var. Patika yol günümüzde de yürüyüşe açık.

Yol boyunca, en eskisi yaklaşık 10.000 yıl önceye ait ve birkaç tane de 2.000 yıl kadar önce yapılıdığı tahmin edilen Amerikan yerlilerinin höyükleri var. Ayrıca yol boyunca doğa inanılmaz güzel manzaralar sunuyor. Yer yer uzun güzel virajlar, özellikle Parkway’in sonlarına doğru olanlar bizi mest etti. Şelaleler, manzara izleme noktaları, eyalet parkları, ziyarete açılmış etkileyici bir bataklık, eski şehirler, Amerikan iç savaşının geçtiği alanlar, Elvis Presley’in doğduğu şehir Tupelo gezilecekler arasında yer alıyor. Yol boyunca yer alan kamp ve  piknik alanları da çok güzel.

Natchez Trace Parkway4

Natchez Trace Parkway

Bu bilgileri verdikten sonra 4 gün boyunca nerelere uğradık, neler yaptık, başımıza neler geldi onları paylaşalım…

Natchez Trace Parkway Yolu ve Anılarımız

Atlanta – Natchez Arası

Cuma günü gideceğimiz yolu biraz daha hafifletelim diye Perşembe akşamı evimizden çıkarak 160 mil (260 km) kadar giderek Alabama eyaletinin Birmingham şehrinde geceledik. Geri kalan yolu ise Cuma günü tamamlayıp Natchez şehrine ulaşıyoruz. Genelde otobanı kullandık, ancak sıcaktan ve tırlardan bunaldığımız zamanlarda yan yollara kaçıp şirin küçük kasabalardan geçerek yolumuza devam ettik. Hava sıcaklığının yer yer 40 dereceyi bulduğu epeyce sıcak bir gün oldu. Sıcağı fazla hissettiğimiz anlarda kaskın içini ıslatıp takalım diye aramızda şakalaştık. Yol üzerinde “Cuba” isimli bir kasabadan geçtik. Fotoğraflarda gördüğümüz Küba bu değildi diye son dönemlerde Küba’ya giden arkadaşlarımızın kulaklarını çınlattık. Fırsat budur diye şehrin isminin yazılı olduğu tabelayı fotoğrafladık ve ilk fırsatta facebook sayfamızda paylaştık. Taze bir Küba yazısı için Çağlar Erözgen’in yazısına tık tık.

cuba

Cuba, Alabama

Akşam üzeri kamp alanımıza varıyoruz. Çadırı kurduktan sonra hem Natchez şehrini görelim hem de karnımızı doyuralım diye şehir merkezine gittik. Natchez şehri, Mississippi nehrinin yanına kurulmuş ve özellikle Fransızların bölgeye hakim olduğu yıllarda önemli bir ticaret şehri olmuş. Kısa zamanda şehir büyümüş. Motosiklet ile biraz sokak aralarında geziyoruz. Şehrin nehre yakın bölümü tarih kokuyor ancak sokaklarda kimsecikler yok. Ana caddede birkaç açık restoran ve kafe görüyoruz. Onun dışında hiçbir hareketlilik yok, resmen ölü bir şehre benziyor. Nispeten kalabalık duran Biscuis and Blues isimli restoranda yemek yemeğe karar veriyoruz. Restorandaki herkesin birbirini tanıdığı dikkatimizi çekiyor, meğerse düğün için gelmiş bir grup ve yakın bir otelde kalıyorlar. Canlı müzik eşliğinde yediğimiz yemeğimiz fena değildi. Yemekten sonra daha fazla karanlığa kalmadan kamp alanına dönelim diyoruz.  Kamp alanına dönerken geçtiğimiz bölgeler  çok fazla güvenli gelmiyor. Motosikletin sol sis farının yere doğru ışık verdiğini görünce bir benzin istasyonuna giriyoruz. Maalesef sol sis farının aparatını bağlayan vida düşmüş. Halbuki yola çıkmadan önce kontrol etmiştik. Neyse koruma demirine bağlayıp yola devam ediyoruz. Bu arada benzin istasyonuna yanaşan arabayı kullanan bayan gözümüzün içine bakarak içkisini yudumluyor. Arabadan inip benzin istasyonundaki markete sallanarak giderken bölgenin genel durumu hakkında, kafamızdakiler daha da netleşiyor ve oyalanmadan kamp alanına varıyoruz.

Motor Sis lambasi

Boynu bükülen sis farımız

Natchez şehrinde; Natchez yerlilerinin köyü, Natchez Tarihi Park Merkezi ve Afrikan-Amerikan tarihi ve kültürü müzesi (Natchez Museum of African American History and Culture)  gezilecek yerler arasında ancak biz şehre geç ulaştığımız için ziyaret edemedik. 1940 yılında şehirde, Amerikan tarihinin en ölümcül yangınlarından biri olmuş. Rhythm Club’da gerçekleşen yangında, orkestra şefi ve 9 grup üyelesi de dahil 200 kişinin üzerinde maalesef hayatını kaybetmiş. Blues sanatçıları bu olayın anısına “The Natchez Burning” and “The Mighty Fire” isimli şarkıları kaydetmiş.

Gece kamp alanında yıldızları izleyerek uykuya daldık. Uzun süredir görmediğimiz kadar parlak ve net bir gökyüzü vardı. Bir kez daha doğaya ve doğanın bize sunduklarına minnet duyduk.

Natchez Trace Parkway

Sabah kahvaltımızı Ayfer’in yaptığı kek ve kahve eşliğinde yaparken yanımıza bir çift geliyor. New Orleans’lı çift Yamaha Super Tenere kullanıyorlarmış. 2005 yılında New Orleans’ı vuran Katrina kasırgası sırasında yaşadıklarından, sonrasındaki etkilerinden ve biraz motosikletten konuşuyoruz. Onların ayrılması ile eşyalarımızı toparlayıp yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Bugünkü hedefimiz 715 km’lik yolun yarısından fazlasını gidebilmek. Natchez Trace Parkway’in başlangıç noktasına gidiyor fotoğraf çekiyor ve sürüşümüze başlıyoruz.

İlk durağımız  20 mil sonra Potkopinu yürüyüş yolunun başlangıcı oluyor. Ana yoldan ayrılınca 1-2 km kadar tali yolda gidiyoruz. Yürüyüş yolunun başlangıcı orijinal Natchez yolunun bir bölümüymüş. 17. mil ile 20. mil arası Potkopinu yürüyüş yolu ve anayoldan her ikisine de bağlantı mevcut. Burada orijinal yola inip biraz yürüyüp  bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Natchez Trace Parkway5

orijinal patika

  1. milde ise Windsor harabeleri için yoldan ayrılıyoruz. Yaklaşık 10-15 dakika sonra harabelere ulaşıyoruz. Bina çok eski bir malikaneymiş. Mark Twain’in bu malikaneye gelip Mississisppi nehrini izlediği söyleniyor. İç savaş esnasında da hastane olarak kullanılmış. 1890 yılında çıkan yangında 23 kolon hariç tüm bina yanmış. Tel örgü ile çevrildiği için içeri giremiyoruz. Fotoğraf çekiyor ve yolumuza geri dönüyoruz. Bize uğranması gerekli olan bir yer gibi gelmedi.

    Natchez Trace Parkway6

    Windsor harabeleri

  1. milde yer alan Port Gibson şehri araştırdığımız sayfalarda çok methedilince öğle yemeğimizi bu şehirde yeriz diye düşünerek yoldan ayrılıyoruz. Şehrin girişi bizi biraz ürkütüyor, Orta Amerika’daki şehirlerin gettolarını andırıyor. Gerçekten fotoğraf çekip atsak kimse ABD’de bir yer olduğuna inanmaz. Şehrin içi sanki 1729 yılında kurulduğu gibi kalmış. Toz toprak, biz de sanki at ile gelmişiz bara girip bir şeyler yiyecekmiş moduna giriyoruz ama o barı bulamıyoruz. Bar sadece filmlerde var galiba. Neyse oyalanmadan çıkıyoruz, benzin alıp yola devam ediyoruz. Benzin alırken de bize sanki başka bir Dünya’dan gelmiş gibi bakıyorlar.

Dün de Natchez’e yaklaşırken Fayette diye bir küçük şehre girdik. Benzincide kaldığımız 10 dakika boyunca gerçekten bize Uzaydan gelmişiz gibi baktılar. 14 yıldır ABD’deyiz, hiç böyle bir durum ile karşılaşmamıştık. Hem anlam veremedik hem de tedirgin olduk. Bakalım yol boyunca nelerle karşılaşacağız…

Yaklaşık 53. milde yer alan Owens Creek Şelalesini hedef alarak yolumuza devam ediyoruz. Öğlene doğru havanın sıcaklığı hissedilir derecede artmaya başlıyor. Gölgede piknik masalarını görünce burada kahve yapıp yanımızdaki çerezleri yiyerek karnımızın açlığını da giderelim istiyoruz. Şelaleye gelince; yaz sıcak geçtiğinden su kalmamış, sanki biri sadece kova ile su döküyor. Günümüzün devamı ise; çerezleri yerken Onur’un ayçekirdeğini iki dişinin arasında damağına saplamasıyla biraz acılı ve sıkıntılı geçiyor. Çekirdeğin kabuğu yüzünden burada epey oyalanıyoruz. Onur, illaki çıkaralım diye uğraşıyor; ama ancak çekirdeğin kalan parçasını akşam çıkarabildik.

Toparlanıp yola tekrar çıkıyoruz. 79. mildeki İç Savaş ile ilgili bölgeyi pas geçiyoruz. 107. milde yer alan Boyd Höyüğüne kadar devam ediyoruz.  Milattan sonra 500’lerde yapıldığı tahmin ediliyor. Milattan sonra 700’lü yıllara ait çömlekler bulunmuş. Çok büyük bir höyük değil ve aslında ottan başka bir şey göremiyorsunuz.

Gördüğümüz tüm höyüklerde aynı durum tekrar etti. Bu höyükler açılıp gösterilmiyor. Ama açıklayıcı bilgilere ve sunum şekillerine hayran kalınıyor.

Natchez Trace Parkway7

Boyd Höyüğü

  1. mildeki Cypress bataklığı ise bu gezideki en etkileyici yerlerden biri oldu. Bataklık, Pearl Nehrinin yönünü değiştirmesi sonucu oluşmuş. Yaklaşık 20 dakikalık yürüyüş yolu boyunca, inanılmaz güzel görüntüler eşliğinde bataklık ile ilgili birçok bilgiyi öğrenebileceğiniz açıklayıcı tabelalar konulmuş. Burayı görmeden sakın geçmeyin…
    Natchez Trace Parkway8

    Cypress bataklığı

    Natchez Trace Parkway9

    Cypress bataklığı

  1. milde Choctaw yerlileri ile ABD’nin 1820 yılında sınırını oluşturan bölgeden geçiyoruz. 1830 yılında Choctaw yerlileri topraklarının hepsini kaybediyor ve topraklarına Avrupa’dan gelen göçmenler yerleşmeye başlamış. Choctaw yerlileri ise zaman içerisinde yurtlarından olmuşlar.

    Natchez Trace Parkway-10

    Choctaw Sınırı

  1. milde Fransız Kampı (French Camp) diye geçen bölgede duruyoruz. Burada yemek yemeğe ve biraz dinlemeye karar veriyoruz. Bizim yaptğımız yolu ters istikamette Kawasaki Versys ile yapan çiftle biraz sohbet edip yemeğimizi yiyoruz. Hem yemek için hem de dinlenmek için kesinlikle Fransız Kampını tavsiye ederiz. Avrupalı göçmenlerin yerleşmeye başladığı dönemlerdeki yaşamı merak ediyorsanız bu bölgeyi daha detaylı gezebilirsiniz. Fransız Kampında konaklamak için 4 tane kabin ve çadır alanı da var. Restoranında daha çok sıcak sandviçler servis ediliyor. İki sandviç ve iki alkolsüz içeceğe bahşiş hariç 22 dolar hesap ödedik.

    Natchez Trace Parkway-11

    Fransız Kampı

  1. mildeki Jeff Busby Park kamp için tercih edilebilir. Parkın içindeki en yüksek yerden manzarasının güzel olduğu yazıyordu. Biz de üşenmeyip çıkıyoruz ama bahsedildiği gibi farklı ihtişamlı bir manzara ile karşılaşmıyoruz. Yolda sürekli benzer manzaralar olunca belki bize cazip gelmemiş olabilir. Kamp yerinde ise maalesef yer yoktu. Tatil dönemlerinde kamp yerlerini de önceden ayarlamak gerekiyor.

Hava karardığı için 243. mildeki Owl Creek Höyüğüne girmeden devam ediyoruz. Bu höyük de 1.000’li yıllarda bu bölgede yaşayan Amerikan yerlileri tarafından tören alanı olarak kullanılmış.

Yine 243. Milde bulunan Davis Gölünde kamp alanı var ancak buranın da dolu olduğunu öğreniyoruz.

Tupelo şehrine geldiğimizde bayağı geç olmuştu. Uygun bir fiyata iyi puan verilmiş bir otel ayarlayınca şehir içindeki kamp alanına bakma gereği duymuyoruz. Otele vardıktan sonra Onur’un diş etine batan çekirdek kabuğunu nihayet çıkarıyoruz. Onur’un yerine gelen keyfi ile gece oturup go-prodaki videoları indirip facebook sayfamızda paylaşımlarımızı yapmaya başlıyoruz.

Birinci gün için hazırladığımız video’yu izleyebilirsiniz. HD izlemeyi unutmayın 🙂

Sabah kalkıp hızlıca hazırlanıp çıkıyoruz. Bugünkü hedefimiz ise; Natchez Trace yolunu bitirip akşam üzeri Nashville şehrine varmak.

  1. milde yer alan Chickasaw yerlilerinin köyünün kalıntılarına uğruyoruz. Burada yerlilerin yaşadıkları yerler, yaşam şartları, kolonist dönemde bu bölgedeki etkileri anlatılıyor. Köyün olduğu yerden geçen iki ayrı yürüyüş patikası var.

    Natchez Trace Parkway-12

    Chickasaw yerlilerinin köyü

Natchez Trace Parkway-13

Pharr höyükleri

287.mildeki Pharr höyükleri; Arkeologlar tarafından Kuzey Mississippi bölgesindeki en büyük ve önemli olanı olarak sayılıyor. Milattan Sonra 100 ile 1200 yılları arasında kullanılan bölgede 8 tane höyük yaklaşık olarak 100 futbol sahası büyüklüğünde bir alanda bulunuyor. Dinlenirken birkaç tane daha motosikletli geliyor. Biraz sohbet edip yola tekrar çıkıyoruz.

  1. milde Milattan Önce 8.000’li yıllarda kullanıldığı tesbit edilen Bear Creek höyüğüne varıyoruz. Maalesef höyüklerde otların kapladığı tepeler ve bilgi tabelaları hariç hiçbir şey yok.

    Natchez Trace Parkway-14

    Bear Creek höyüğü

 

  1. Milde yer alan Glenrock Branch; derenin hemen yanında yer alan piknik masaları ile çöldeki vaha etkisi yapacak kadar güzel bir yer. Bizden hemen önce gelen bir aile piknik masalarına doğru buzluklarını taşıyor. Park alanındaki 4-5 tane motosiklet de dikkatimizi çekiyor. Biz de yanımıza yiyeceklerimizi alıp aşağıya inip yeriz diye düşünüyoruz. Piknik yerlerine doğru baktığımızda birçok kişinin bir şeyler aradığını görüyoruz. İlk konuştuğumuz kişi kaybolan motosiklet anahtarını aradıklarını ve kendisinin motosikletin sahibi olduğunu söylüyor. Biz de hemen onlarla birlikte anahtarı aramaya başlıyoruz. Arkadaş maalesef yanına yedek anahtarını almamış, bulunduğumuz yerde cep telefonu kapsaması yok. Ayrıca günlerden Pazar ve ABD’de Pazar günleri tamirciler, motosiklet mağazaları vs. gibi yerler kapalıdır. Bu sırada başka gelenler de oluyor ve onlar da arama ekibine katılıyor. Hepimiz ümidimizi kesmişken piknik için gelenlerden biri anahtarı derenin içinde buluyor ve tüm piknik alanına bir sevinç dalgası yayılıyor. Bol bol fotoğraflar çekiliyor, gülüp şakalaşılıyor. Birbirimize iyi yolculuklar dileyerek herkes yoluna devam ediyor.
    Natchez Trace Parkway-15

    Glenrock Branch

    Natchez Trace Parkway-16

    Glenrock Branch

  1. milde yer alan Old Trace Drive’ın girişinde orijinal yol ile ilgili açıklayıcı bilgiler var. 2,5 millik Old Trace Drive bölümüne motosiklet ile girilebiliyor. Eski yol tekrar Natchez Parkway’e bağlanıyor. Patika olan yol önce yükseliyor sonrasında anayol seviyesine iniyor. 2,5 millik yol çok güzel manzaralar sunuyor.
Natchez Trace Parkway-17

Meriwether Lewis

Natchez Trace Parkway-18

Meriwether Lewis

386. milde bizi heyecanlandıran tarihi bir yere geliyoruz. 1804 yılında Lewis ve Clark’ın St. Louis’de başlayıp Pasifik okyanusu kıyısında Fort Clatsop’da biten, tüm Mississippi nehrini geçerek Kuzey Amerika’nın orta bölümünün haritalanması, farklı yerli kabileler ile irtibata geçilmesi, ayrıca Pasifiğe gidilebilen bir yol olabileceğinin belirlenmesi gibi çok önemli gelişmelere yol açan keşfi birçoğunuz duymuştur. Geldiğimiz yerde bu keşfe çıkan Lewis’ın mezarı var. Senator iken bazı uygulamaları protesto amacı ile, orijinal Natchez patikasını kullanarak başkente yaptığı yürüyüş esnasında burada bulunan bir evde ölü bulunuyor. Toprağa da burada veriliyor. O zamanki evin bir benzeri ile Lewis adına yapılmış anıtı gezebiliyorsunuz. Biz gittiğimizde Pazar günü olduğu için ev kapalıydı. Anıtı dolaştık ve kaşif Lewis hakkında biraz bilgi edindik. Lewis ve Clark‘ın yaptıkları keşif; ABD’nin Fransa’dan Louisiana bölgesi diye adlandırılan Kuzey Amerika’nın orta bölümünü 1803 yılında almasından sonra ABD hükümeti tarafından desteklenmiş. Kalmayı düşünenler için çadır kamp alanının olduğunu da hatırlatalım.

Natchez Trace Parkway-19

Tütün tarlaları

401. milde bulunan Tütün tarlalarına uğruyoruz. Küçük bir demo yapılmış. Ne çeşit tütün yetiştiriliyor, nasıl kurutuluyor gibi. Tali yoldan gidince 10 dakika mesafede hala tütün yetiştirerek kazançlarını sağlayan bir kasaba olduğunu söylediler; ama biz daha fazla vakit kaybetmemek için yola devam kararı alıyoruz.

  1. milde yer alan ‘Arched Bridge’e kadar olan bölümde çok fazla oyalanmıyoruz. Bu esnada hafiften yağmur başlıyor. Devam edip bir an önce Nashville’e ulaşmak istiyoruz. Natchez Trace Parkway yolu bitmeden 6 mil önce yapılan köprü hem aşağıdan hem de yukarıdan fotoğraflanabiliyor. 1994 yılında yapılan köprü estetik bir görünüme sahip ve vadinin 50 metre kadar üzerinde yer alıyor. Yaklaşık 150 metre uzunluğundadır.

    Natchez Trace Parkway-20

    Arched Bridge

Natchez Trace Parkway-21

Nashville

Saat 17:30 gibi Nashville’de ayarladığımız otelimize varıyoruz. Kısa sürede hazırlanıp şehrin canlı müzik mekanlarının bulunduğu Downtown bölgesine gidiyoruz. Gece saat 1’e kadar farklı mekanlarda farklı canlı müzik gruplarını dinleyerek kulaklarımızın pasını atıyoruz.

ikinci gün için hazırladığımız video’yu izleyebilirsiniz. HD izlemeyi unutmayın 🙂

Nashville – Atlanta

Sabah otelde yaptığımız kahvaltının ardından yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Motosiklet kontrolünde iki sürpriz bekliyor. Birincisi karıncalar, neredeyse motosikletin her yanını sarmışlar. Neyse biraz zahmetli olsa da elimizden geldiğince temizliyoruz. İkincisi ise zincir, yaklaşık 2 cm kadar gevşemiş duruyor. O sırada aklıma hemen kapının yanına bıraktığım anahtar takımı geliyor. (Onur yazıyor bu bölümü) Ağırlık olmasın zaten her şeyi kontrol ettim. 4 gün ne olacak diyerek evin kapısının yanına malzeme çantasını bırakmıştım. Bugün burada resmi tatil, neredeyse her yer kapalı. Zincir bizi götürür mü götürmez mi diye düşünüyorum. Kendime güvenemeyince fotoğrafını çekip bir arkadaşımla paylaşıyorum. Ondan gelen bilgiler beni rahatlatıyor. Açık bir yer bulup ihtiyacımız olan anahtarları alıp zinciri geriyoruz. Sorunsuz bir şekilde Atlanta’ya varıyoruz. Merak edenler için yazalım zincir ve dişlileri Atlanta’ya geldikten sonra ilk fırsatta değiştirdik.

Loveless cafe

The Loveless Cafe

Dönüş yolunda Natchez Trace Parkway‘in kuzey girişine çok yakın ve meşhur olan The Loveless Cafe‘ye uğramadan olmaz deyip motosikletimizi gölge bir yere park ediyoruz. Açıkcası kahvesi ile meşhur küçük şirin bir kafe bekliyorduk; ama geniş bir arazi içinde otelden, restorana, dinlenme alanları, çocuk parkı, marketi ile devasa bir yer ile karşılaşıyoruz. Restoran bölümüne giriyoruz; ama inanılmaz sıra var, 1 saat bekleme fikri cazip gelmiyor. Güneye özgü mutfağı ve tatlıları ile ünlüymüş. Ne yapalım o zaman en azından kahvesini deneyelim diyoruz; ama kahvesinde özel bir tat bulamıyoruz.

Natchez Trace Parkway fotoğraf albümümüz için linki tıklayınız… Natchez Trace Parkway Fotoğraflarımız

4 günlük yolculuğumuzda 1.400 mil  (2250 km) yol yaptık ve yol boyunca 8 kez benzin almışız. Toplamda benzin için yaklaşık 70 dolar harcamışız, eve geldiğimizde hala yarım depo kadar benzin vardı. . Motosikletin sol sis farı ve zincirindeki gevşeme başımıza gelen ufak tefek sorunlar oldu. Yanımızda alet edavatı eksik etmemek gerektiğini iyice öğrenmiş oldum. (Onur) Motosikleti karıncaların basmasına yapacak fazla bir şey yoktu. Motosikletin üzerinde çok fazla ölü sinek vs. vardı. Tahminimce sevgili karıncalar ölülerden kendilerinin yiyebileceklerini  taşımaya gelmişlerdi. Motosikletin örtüsünü taşımak iyi oluyor. Hem ansızın bastıracak yağmurdan hem geceleyin rutubetten dolayı oluşan nemin ıslaklığından hem de motosikletin görünürlüğünü kapattığı için potansiyel hırsızlık gibi olabilecek olaylardan koruyor. Dönüş yolunun başlarında go-pro’nun uzaktan kumandası çalışmadı. Biraz uğraştık ancak bir türlü sorunu çözemedik. Havanın sıcaklığı da eklenince daha fazla uğraşmayı bıraktık. Dönerken ara sıra ara yollara girdik. Bu ara yollarda yine güzel yerleri keşfedip ileride gelmek üzere not aldık.

Yolculuğun genel rotasını aşağıda görebilirsiniz.

Yol hali-003

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir