"Enter"a basıp içeriğe geçin

RUSYA-2

43. Gün Moğolistan – Rusya Sınır Geçişi

Sabah 10:20’de Moğolistan sınırına geldik, işlemler 20 dakika sürdü. Üstün körü bir şey var mı diye sorup kontrol yapılmadı. Rusya onun yerine de aradı, her şey didik didik. İşlemler çok ağır işliyor , önümüzde birkaç araç olduğu halde 1 saat 45 dakika sürdü. Kamera ile çekim yaptılar, süt ve et ürünleri, elektro şok sordular. Yiyecek sokmanın cezası varmış ama ne kadar olduğunu memur tam anlatamadı. Her gümrük geçiş kapısının kuralları, uyguladıkları sistem farklı. Biraz zaman alsa da yeniden Rusya’dayız. Yeşili, orman manzarasını özlemişiz. İlk işimiz Ulan Ude’deki Toyota servisine uğrayıp aracın arızalı bulunan sensörünü sormak oldu. Maalesef burada da yokmuş, sensör tekrar alarm vermediği için Irkutsk’da sormaya karar verdik. Arayıp onların sormasını beklerdik ama o kadar anlayışlı çıkmadılar, Irkutsk yolunuzun üstünde belki orada bulursunuz deyip geçiştirdiler. 

O zaman çok sevdiğimiz Baykal Gölü’nün keyfini çıkaralım. Moğolistan’a giderken de kamp yaptığımız göl kenarındaki yerimize gittik. Bazı bölgelerdeki yol yapım çalışmaları bitti ama devam edenler de var, ara ara beklemeler olsa da daha iyiydi. Bu sefer bizimle birlikte birkaç aile daha kamp yapıyor ama olsun yine sakin. Sanki filmi geri sarmıştık, balıkçı teknesi aynı yerinde duruyordu. Eşsiz Baykal karşımızda, ışığımız yıldızlar, hafif serinlikte ısıtıcımız ise yaktığımız ateş…

44. Gün Baykal Gölü – Rusya 

Bugün fazla yol yapmayıp gölün ve bölgenin keyfini çıkaracağız. Arabayı da düzenlememiz gerekiyor hem Moğolistan’da toz toprak içinde kaldı hem de gümrük geçişi sırasında didik didik aranan eşyaları yeniden düzenlememiz lazım. 

Geçen sefer hem girişi çok taşlı hem de hava soğuk olunca göle girmemiştik ama bu sefer denemeye karar verdik. Su o kadar berrak ve cezbedici duruyor ki hiç düşünmedik ve Ege denizinin suyundan hiç farkı yok. Dışarısı da güneşli olunca tam tatil moduna girdik. Kamp yaptığımız yere çok yakın Baykal Doğa Rezervi Ziyaret Merkezi var. Çok güzel ahşaplı yolda yürüyüş yaparak vardık ama binası kapalıydı. Göle paralel çok hoş konaklama yerleri var. Ahşap üçgen bungalovlar hoşumuza gitti. Sanki Akdeniz sahillerinde gibi insanlar göl, plaj ve güneşin tadını çıkarıyordu. 

Arabanın sensör parçası için uğramayı düşündüğümüz Irkutsk’ta Mustafa olunca sağ olsun imdadımıza yetişti. Toyota’ya uğrayıp parçanın olmadığı haberini verince şehre boşuna girmemeye karar verdik. 

Akşam üzeri serinlikte biraz yol yapıp gelirken yemeklerini beğendiğimiz restorana (Karetnyy Dvor) tekrar uğramak üzere Baykal’a veda ettik. Gece beklenen yağmur bizi yolda yakaladı. Yağmur, ara ara sis ve gün batımı eşliğinde yolculuk ettik. Vardığımızda yağmur hafiflemişti. Yemeğimizi yiyip restoranın yanındaki araçla konaklama parklarında geceyi geçirdik. Bu sefer yemeklerini bir önceki kadar beğenmesek de iyiydi. Araçla parklarında konaklamak 100 Ruble. 

45. Gün Angarsk – Rusya yollarda

Moğolistan’a geçerken Novosibirsk ile Irkutsk arasını zaten gezdiğimiz için hızlıca merak ettiğimiz Altay bölgesine doğru devam edeceğiz. Adını Sevgili Emrah’tan duyduğumuz Angarsk şehri yolumuzun üzerinde olunca kahvaltı sonrası önce buraya uğradık. 

Irkutsk’a yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki Angarsk, Kitoy Nehri’nin etrafında kurulmuş. Irkutsk kadar etkileyici olmasa da geniş caddeleri, ahşap evleri ve enfes parkları ile keyifli bir şehir. Nehir kenarındaki yürüyüş yolu, diğer nehir şehirlerindeki gibi düzenli ve temizdi. Pazar sabahının etkisi şehirde bir sakinlik var. Angarsk Petrokimya Kompleksi ve Angarsk Elektrokimyasal Kombinasyonu dahil olmak üzere şehir, Rusya’nın önemli sanayi bölgelerinden biridir.

Ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından yönetilen bir nükleer yakıt çevrim merkezine ve bir Nükleer Yakıt Bankasına da ev sahipliği yapıyor. Petro Kimya parkının girişinin duvarlarında Sovyetlerin 2. Dünya Savaşı esnasındaki atomik çalışmalarını anlatan bilgi vardı. Bazı binalara çizilmiş duvar resimleri çok hoştu. Müzeler, henüz açılmadığı için ziyaret edemedik. Şehri çok detaylı gezemesek de yolunuzun üzerindeyse uğranabilir.

Şehir sakin derken meğerse motokros yarışması varmış ve herkes orada , geçerken denk geldik. Ama henüz ısınma turları atıyorlardı, yolumuz var deyip yarışı beklemedik… Sibirya’nın ormanlarını özlemişiz. Gün boyu büyüleyici bir yeşilliğin içinde gözlerimiz bayram ederek yolumuza devam ettik. Hava kararmaya başlayınca Kuryaty civarında bir tır parkına girdik. Tır parklarını bayağı sevdik, genelde restoran, bazılarında basit motel, market, ihtiyacınız olabilecek her şey var. Durduğumuz parklarda birlikte çalışıp yol yapan çiftlere çok denk geliyoruz. Burada da Rus bir çift ile tanışıp az da olsa sohbet etmek gecemizi güzelleştirdi.

46. Gün Kuryaty – Achinsk Arası, Rusya yollarda 

Tır parkında oyalanmalık bir şey olmayınca kahvaltı sonrası düştük yollara… Yine yeşille bütünleşerek ormanın içinde yol yapıyoruz, gelirken yol yapım çalışması olan bazı yerlerin asfaltlaması bitmiş, Moğolistan’dan sonra harika geliyor. Bugün şehir ziyareti yapmayacağız ama Ruble ihtiyacımız için Krasnoyarsk’a bankaya para bozdurmak için uğramamız lazım. Yolda kazaya denk geldik. Neyseki banka kapanmadan yetiştik, parite biraz yükselmiş (1 dolar=81 Ruble).

Sibirya’nın sevdiğimiz marketi Kalina Malina’ya denk gelince uğrayıp akşam yemeği için bir şeyler aldık. Nehir kenarındaki piknik masalarının birinde afiyetle yedik. 

Keyifli yollardan batıya doğru giderken gelişte kaldığımız benzin istasyonuna kadar geldik. Daha biz bir şey söylemeden güvenlik görevlisi eski dostlarını görmüş gibi kocaman gülümseme ile karşıladı bizi. Hatta hediye ettiğimiz anahtarlıkları gösterdi. Gezimizin nasıl geçtiğini sordu, biraz sohbet ettik. Sohbetimize muhteşem gün batımı da eşlik ettik. Geceyi burada geçirdik, ısı tek hanelere düştü. Bu hafta hava mevsim normalinin altında ve yağışlı geçecek duruyor. Sabah Altay bölgesine doğru devam…

47. Gün Achinsk – Kemerovo Arası, Rusya Yollarında

Sabah yağmur bastırmadan kahvaltımızı yapıp yola çıktık. Sibirya ormanlarının enfes manzaraları gün boyu eşlik ederken yağmur bizi yalnız bırakmadı. Kafeteryalardan birinde öğle yemeği için durduk, buraları Rusya’nın dinlenme tesisleri gibiler…

Benzin göstergesinin ışığı yanınca her zaman aldığımız marka Gazpromneft’e  uğradık. Ve ilk kez benzin istasyonunda sorun yaşadık. Rusya’da mazotu kendiniz doldurmanız gerekiyor ve önce pompayı takıp kasaya gidip ne kadarlık alacaksanız ödemesini yaptıktan sonra onlar pompayı sıfırlıyor ve dolduruyorsunuz. Ama ne olduysa bir önceki benzin alanın parasını bizden almaya kalktılar. Epey tartıştık, aracın ikaz lambası yanmasa derdimizi anlatmak zor olacaktı. Sonuçta depo hala boş. 

Ayrıca bir önceki benzin almış biz mazot istiyoruz ve fiyatı bu değil diyoruz ama kasadaki kadın bağırmak harici bir şey yapmıyor. İlk defa bir benzin istasyonunda anlayışsız, haksız olduğu halde özür dilememekte direnen bir personele denk geldik. Neyseki istasyonun müdürü olduğunu tahmin ettiğimiz bir bey geldi de sorun çözüldü ve mazotumuzu alıp yola devam edebildik. 

Bölge orman olunca yol boyunca bal satanlara denk geldik.  Kemerovo trafiğine girince şehirde oyalanmamaya karar verdik. Yağış, süratle birleşince bugün de yine kaza yapanlara denk geldik. Sevdiğimiz market Kalina Malina’yı görünce arkadaşımızı görmüş gibi olduk, uğramamazlık olmazdı. Marketteki ürünler kadar personeli de çok iyi, sanki özel seçilmişler.

Benzin istasyonunda yaşadığımız üzüntüyü yardımseverlikleri ile unutturdular bile derken kapının önünde ürünlerini satan çiftçilerden biri sanki yok unutmayın dedi. Farklı farklı birkaçından bir şeyler aldık. İkinci aldığımız satıcı elmaları daha pahalıya satmış, yanındaki satıcı bizi kazıkladığı için bayağı kızdı. Ama değişen bir şey olmadı, 50 Ruble için biz de çok takılmadık. Biz ayrılırken onlar hâlâ tartışıyordu. 

Bizim için macera henüz bitmemişti. Kemerovo’da kalmamaya karar verince 1 saat mesafedeki Leninsk-Kuznetskiy kasabasında  uğradığımız otelde esas şoku yaşadık. Resepsiyon görevlisi biraz isteksiz de olsa odayı gösterdi, evraklarımızı aldı her şey normalken birden sizi alamam dedi! Nasıl yani bir anda ne oldu da fikir değiştirdi. Zaten zar zor çeviri programı ile anlaşmaya çalışıyoruz. Ülkeye girişte verilen kağıtlarda kalış süresi yazılmadığı için alamazmış, vizemizin süresi, ülkeye giriş tarihimiz belli desek de kesinlikle olmaz dedi.

Gümrük görevlisinin gözünden kaçmasının cezasını biz çekiyoruz. Hadi biz unuttuk her şeyi didik didik inceleyen diğer görevlilerin de dikkatinden kaçmış, yapacak bir şey yok. Bu gece otelde kalmak hayal oldu. Barnaul’a doğru devam edelim dedik. Saat gece 10’a doğru bir kafenin otoparkına girdik. Birkaç tır ve aracın kaldığını görünce soralım dedik ve sağ olsunlar otoparklarında ücretsiz kalabileceğimizi söylediler. Gece sıcaklık yine tek haneli rakamlara inse de çadırda rahatça konakladık. 

Sibirya’nın havası gerçekten dedikleri gibi hiç belli olmuyor. Aynı yerlerden 4 hafta önce geçerken sıcak olan hava şimdi buz gibi. 

Gelmeden önce Rus insanının çok yardımsever, dürüst olduğu, trafikte çok nazik oldukları, kurallara uydukları gezgin arkadaşlar tarafından anlatılmıştı. Sanki değişmeye mi başlamışlar ya da motosikletli gezginlere ayrı mı davranıyorlar bilemedik. Umarız hepsi bize denk gelmiştir, güzel özelliklerini kaybetmezler…

48. Gün Barnaul’a doğru, Rusya

Sabah kahvaltımızı yapıp Barnaul’a doğru yola çıktık. Ormanın içinde enfes yollar. Hayran hayran etrafı izlerken Barnaul’a doğru yağmur şiddetini iyice arttırdı. Şehir içinde alışveriş yapıp Erkin’in “Orta Asya Rotaları” kitabında bahsettiği ormanın içindeki Bungalov tesisi “Dobrosvet”’e gitmeye karar verdik. Görevli arkadaş Erkin’den bahsedince hemen indirim yaptı. Ortam olarak süper bir yer. Ahşap evin içi otel odasından çok daha konforluydu. Akşam serinliğine rağmen verandasında yemeğimizi yiyip ortamın keyfini çıkarabildik. Altay bölgesi maalesef bu hafta hep yağmurlu, özellikle bugün için fırtına uyarısı var dolayısı ile burada kalıp yarın güneye doğru süreceğiz…

49. Gün Altay Dağları 

Sabah erken kalkıp kaldığımız yerden Barnaul’a, aracı ile benzer rotayı yapan Yaşar hocayla buluşmaya gittik. Şehre vardığımızda sürpriz bizi bekliyordu, geceden beri şehirdeki internet karartması yüzünden maalesef iletişimimiz kesilmişti ve haberleşemedik. Park etmiş 07 plakalı aracını gördüğümüzde nasıl da sevinmiştik. Yaşar hoca ile görüşememiş ama aracının fotoğrafı ile avuttuk kendimizi . 1 saat kadar uğraştıktan sonra yola devam etmeye karar verdik.

Şehirden çıkmadan önce polis kontrolüne girdik, sigortaya bakıp gönderdi. Biysk’e doğru R-256 nolu yola girdikten 10-15 dk sonra polis kontrolüne tekrar girdik. Burada göçmen kartlarına da bakıldı ve kalacağımız sürenin boş olması sorun oldu. İnternet olmayınca polis de çeviri programını kullanamadı. Anlaşamayınca da fazla uzatmadan bizi gönderdi. Bakalım ülkeden çıkışta bizi neler bekliyor.

Biysk sonrası yollar daha da güzelleşti. Özellikle Manzherok sonrası doğa coşuyor ve bütün ihtişamı ile sizi etkisi altına alıyor. R-256 nolu yol; bizce Rusya’nın en güzel manzaralarına sahip rotalarından biri. Ayrıca yolun geçtiği vadi ve dağlar, ön Türk tarihine ait önemli kalıntılara ev sahipiliği yapıyor. Altay Dağlarına sonunda ulaştık.

Yolumuz üzeri işaretlediğimiz Karakol Vadisi’ndeki Türk kalıntılarına baktık ama maalesef elle tutulur bir bilgi veya eser bulamadık. Var olan Keser Taş heykelinin açıklamasında Slav ve Türk kökleri birleştirip, eski taş yapma kültürünü yeni nesillere aktarma amacı ile yapıldığı Rusça yazıyordu. Şaşırtıcı olan ise; bu projenin fonlanmasını ABD’deki bir vakfın üslenmiş olması . Buradan Uch Enmek Anıtına gittik. Üç zirve anlamına gelen anıt, Altay halkına göre; yer ile göğün birleşme noktasında olduğuna inanılır. 

Bu yüzden hem eski Türk hem de Altay şamanizminde önemli bir yer tutmaktadır. Geriye çok bir şey kalmamış olsa da manevi olarak etkiliyor. Karakol bölgesinde yer alan arkeolojik alanlar, MÖ 6. ve 3. yüzyıllarda tarihlenen kurganlara, balballara ve kaya çizimlerine ev sahipliği yapmaktadır. Yarın gezimize devam etmek üzere saat 20:00 gibi nehir kıyısında güzel bir yere kamp için yerleştik. Ergenekon Vadisi’nin heyecanı şimdiden sardı bile.

50. Gün Altay 

Saat 11 gibi kamp yerinden ayrıldık. Altay Dağları sadece doğal manzaraların rengarenk bir tablosu değil, aynı zamanda kültürel, tarihi ve arkeolojik anıtların zengin bir mirasıdır. Yolda işaretlediğimiz kimisi Türk kökenli kimisi doğal yerlere uğrayarak ve yol boyu gözlerimizi şenlendiren manzaranın bol bol fotoğraflarını çekerek hayran hayran dolaştık. İlk durağımız Chike-Taman (düz taban anlamına geliyormuş) – 1295 km yüksekliğindeki Altay Cumhuriyeti’nin en güzel geçitlerinden biri kabul edilen dağ geçidi oldu.

Manzara izleme noktasında küçük bir sokak alışveriş yerlerine ayrılmış ayrıca büfeler-kafeler var. Eski köprü Ininskiy Most, San Francisco’daki Golden Gate’e benzer özellikte yapılmış ama günümüzde kullanılmıyor. Beğendiğimiz manzaralarda, tarihi noktalarda dura dura akşam üzeri 5 gibi ancak Aktaş’a ulaştık. Bugün yine benzin istasyonunda anlaşamama problemi yaşadık. Ama bu sefer sorun hızlıca tatlıya bağlandı. Şansımıza mı artık ne zaman acil çeviri programına ihtiyacımız olduğunda internet çekmiyor .

Aktaş’tan sonra Katu-Yaruk’a yani Ergenekon Vadisine bakan tepeye devam ettik. Yolun son 30 km’si toprak ve yağmur bastırınca kaygan ama tozsuz bir kıvama geldi. Akşam üzeri vardığımız Ergenekon Vadisini, yağmura aldanmadan dolaşıp bolca fotoğraf çektik. Saat 20:00 gibi ayrılıp Aktaş’a doğru geri döndük. Gün batımının arkasından ay yolumuzun ışığı oldu.  Aktaş’tan yaklaşık 40 dk kadar daha devam edip 23:00 civarı nehir kenarında güzel bir yerde kampı kurduk. Hava iyice kararmış ve gökyüzü de bizi yıldız şovunu izlemeye davet ediyordu. Günün yorgunluğu bundan daha iyi bir ortamda çıkarılamazdı. Tarihi yerlerle ilgili ayrıca bir paylaşım yapacağız…

Altay Dağları’nın Tarihi Yerlerinden… 

İnya köyünün az ilerisinde bulunan geyik taşları Göktürk dönemine aittir. Heykeller sembolik yüzleriyle kuzeye bakmaktadır. Birkaç metre ilerisinde de bir kurgan (mezar höyüğü) bulunmuştur. Yanımıza gelen bir beyin dilenip bizi rahatsız etmesi nedeniyle maalesef fazla kalamadık ve bir iki fotoğraf çekip hızlıca bölgeden ayrıldık. 

Geyik taşlarından sonra Aktaş’a doğru ilerlerlen sol tarafta Chuy-Oozy’nin orada küçük bir alanda kaya çizimlerinin (petroglifler) sergilendiği etnografik köy diye geçen çok küçük bir alan var. Girişi 100 Ruble ama görülmeye değecek bir şey yok, çizimler çok yıpranmış. Daha ilerisindeki Kalbak-Tash bölgesindeki kaya çizimleri çok daha iyi durumda. Özellikle geyik, kadın-erkek figürleri, yırtıcı hayvanlar belirgin bir şekilde görülebiliyor. Ve Umay Ana (eski Türk inanç sisteminde ana tanrıça olarak kabul edilen kutsal varlıktır) kült alanı da bulunmaktadır. Ayrıca bu bölgede Göktürk döneminden kalma yazılar da bulunmuş ancak biz göremedik. Arkeolojik alanın girişi 250 Ruble, görülmeye değer. Kayaların üzerinden vadinin manzarası da enfes. 

Arkeolojik alandan ayrıldıktan sonra Adar-Kaya kutsal alanına uğradık. Uzaktan kayalarda ne olduğu anlaşılmıyor olsa da yaklaşık 100 petroglif ile kaplıdır. Kayalara yaklaştığınızda çok net görülen çizimlerin çoğu, hayvan figürlerini tasvir etmektedir. Buradaki geyik taşının üzerinde de hançerli bir savaşçının yüzü ve at figürü bulunmaktadır. Kompleksin yakınlarında mezar höyükleri de bulunmuş ama ait olduğu dönemle ilgili bir bilgi yoktu. Maalesef alan yeterli korunmaya alınmadığından çizimlerin arasına başka yazılar da ilave edilmiş . 

Ergenekon Vadisi ise mitolojik öneme sahiptir. Türklerin yeniden doğuşunu, umudunu ve geleceğe olan inancını simgeleyen yerin burası olduğu düşünülmektedir. Hava şartlarından dolayı vadinin içine inemedik. Görmek istediğimiz Altın Göl (Teletskoye gölü) ve çevresini maalesef gezemedik…

51. Gün Gorno-Altaysk, Rusya

Sabah dağların arasına beyaz bir yorgan gibi serilmiş bulutların görselliği ile gözlerimizi açtık. Nehir suyu ile yüzümüzü yıkayıp ortamın huzuru ile güne başladık. Kahvaltı ettikten hemen sonra başlayan yağmur keyfimizi kaçırmadı. Çadırı toplayıp kahvaltı etmemize izin vermişti. Yağmurlu bir gün olacağını bildiğimiz için Gorno-Altaysk’daki Anohin Müzesi ziyaretini bugüne bırakmıştık. Hava durumu bizi yanıltmadı ve müzeye varana kadar yağdı. Altay kültürünü anlatan müzenin dizaynı içeriği kadar etkileyiciydi. Bazı Türk kökenli bilgiler de mevcut. Müzeye kapanmasına yakın varınca çok detaylı gezemedik.

Müzenin en önemli bölümü, Altay Prensesi (Sibirya Buz Prensesi)‘nin mumyasının sergilendiği bölüm. 2500 yıllık olduğu tespit edilen, hiç bozulmadan günümüze ulaşmış bu mumya, onu gökyüzüne taşıyacak 6 atla birlikte gömülmüş. Maalesef ayın belirli günlerinde görülebiliyormuş ve bize denk gelmedi. Müze ziyareti sonrası yola devam ettik. Yolda Adblue ışığımız yine 5.000 km sonra yandı. IOverlander’den seçip işaretlediğimiz nehir kenarını beğenince kamp yapmaya karar verdik. Eksilen Adblue’yu ilave edip yarınki Kazakistan sınır geçişi için aracı toparlayıp hazırlık yaptık. Bakalım bu sefer sınırda bizi neler bekliyor. 

MÖ 5.-3. yüzyıllara ait olduğu düşünülen halı mezar höyüğünde bulunmuş ve Altay’ın en eski keçe halısıymış.

Gezinin devamını Kazakistan-1 yazımızdan okuyabilirsiniz…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir